e s r a b e k a r

ve
Aklımın Ücra Köşesi

Sonu yok bu hikayenin, üsendim yazmaya

Saatine bakmaya basladigin an, gergin oldugum dakikalar.
Kalbimin bi an atmamasi, sana daha siki sarilmam. Seni hic birakmak istemeyisim.
ahh… Galiba asigim…

Devamli ‘gitmem gerek’ dercesine bana bakman, benden anlayis beklemen.
Ve sonunda yanimdan kalkip ceketini alman.
Kapiya dogru attigin her adim, sanki bedenime dokunan igne misali.
Kapiyi acip, beni vedalasmak icin beklemen ve belkide yanlis bisey söylememek icin daha önceden defalarca aklindan gecirdigin sözleri bir anda söyleyip kurtulma istegin.

‘Neyse..’ deyisin ve kulagimda cinlanan sesin.
Sarilisin, dokunusun, anlimdan öpüsün… ve veda edisin.
Ne söyledigin önemli degil, sen konusuyorsun ya, seni seyrediyorum ya.. her sey önemsiz.
Farkediyorsun. Gülümsüyorsun.

Arkani dönüp ardina bakmadan gittigin her sefer, emin adimlarla yürüyüsün.
‘Erkekler aglamaz’ mantigini yansitan tebessümün, bir dönüp bakmadan
umursamazcasina elinle hoscakal deyisin.. Ben ise bir an bile düsünmeden sana dogru kosan, adini göklere haykiran, ‘ben kadinim, yaparim’ mantigi ruhuna islemiscesine kollarina düsen ve seni titreyen bedeniyle saran, doyumsuzca öpen ve yinede aglamadan, yüregi huzur icinde yollayan.

Seni soran bakislar, veya ‘yine buram buram özlem ve hasret kokuyorsun, parfümünün adi ne?’ gibi yorumlar…

(Esra Bekar)